![]()
ALLAH;
Bir zaman gayet zengin bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim
sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara
göstermemiş.Konuklara her türlü ikramı yapmış. Sergiyi gezen misafirler, harika
resimlere bakmışlar,ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken,
birisi, ressam göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye
bir soru ortaya atmış.
Bir kısım insanlar;bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler.
Bir kısım insanlar; resimleri “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.
Bir kısım insanlar ise; resmi meydana getiren,” boya,fırça,kağıt;kafa kafaya
verip bu resimleri meydana getirmiştir”demişler.
Bir kısım insanlar ise;harika resimlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir,
zengin bir ressam tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda
bulunan,O ressam içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür
etmişler.
İşte biz,bu kainatın ressamına; O,Musavvir”e;Allah diyoruz.
Ressamdan farkı, gerçek ve canlı resimler yaratmasıdır.
Resim,ressamın bir parçası olmadığı gibi; ressam da, resmin bir parçası
değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Resim ile ressam
arasında da fırça vardır.
Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Gökyüzündeki bulutlara dikkatli
baktığınız zaman, fırçanın nasıl ustaca kullanıldığını ve tabloyu biranda nasıl
değiştirdiğini hayret ile izleyebilirsiniz.
Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Yani;Ne güzel bir ayna
diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın kendisini ve aynanın ustasının
kalbini kırmamalı. “Maşaallah, bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir
birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir etmeli; inkar etmemeli.
*SoruAllah”ı kim yaratmıştır?
Cevap: Allah”ı kimse yaratm***ştır ve yaratamaz da.
Çünkü;Yaratılan bir şey; zaten,Allah olamaz.Bir şeyin Allah olabilmesi için;
İlah,Rab, Rahman, Rahim,Ferd,Hayy, Kayyum,Hakem,Adl,Kuddüs,Evvel, Ahir, Samed,Subhan,
Hak,Baki,Sabır vs.en az binbir tane ismi ve vasfı olmalıdır.
Bir varlık nasıl olur da;doğrulmamış,doğmamış,doğurmamış,eşi ve benzeri olmayan,
bir başkası tarafından yaratılmamış,bir başkasına muhtaç olmayan, her şeyin O”na
muhtaç olduğu,başlangıcının ve sonunun olmadığı,her şeyi yaratan, Adil,
tek,Evvel, Ahir, ölümsüz, ölmeyen, öldürülemeyen, yok edilemeyen, kusursuz,rakibsiz,hiç
değişmeyen,çok sabırlı,çok merhametli vb; bir varlık olur.Bu sır; bizim için
kapalı bir kapı olsun.
Mesela; bir sarayın açık doksandokuz kapısı olsun.Ama bir kapı kapalı olsun ve
sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun.
Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri
girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının
önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray
sahibini;inkar etmek, kabul etmemek, red etmek;hiç akıl karı değildir.
Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım.
Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani yukarıdaki harika resimleri
kim yapmıştır?
Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına
mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun!Kurnaz olduğun için;kendi kendine,
tesadüfen olmuştur,tabiat kanunları yapmıştır veya bu akılsız ve şuursuz,aciz
maddeler; bu harika resimleri meydana getirmişlerdir de diyemiyorsun!
Çünkü; böyle desen;saf ,tertemiz ve günahsız çocukların bile sana güleceklerini
ve ”çocuk mu kandırıyorsun!Cansız bir resmin bile ressamı var iken;canlısının
evleviyetle vardır.Sen git de akıllıyım diye geçinen akılsızları kandır”
diyeceklerini çok iyi biliyorsun!
Bu konuda;ilmin kapısı,Hz.Ali”nin:”farzedelim; inanmayan ve inat edenlerin
dediği gibi; Allah, peygamber, kitap,melek,ahiret,kader,hac,namaz,zekat vs.diye
birşey yok; ne inanana bir şey olur,nede inanmamakta inat edene. Ama, ya varsa;
inanmamakta inat eden;işini şansa bırakmış olur ki buda akıl karı
değildir”manasında gayet mantıklı bir cevabı vardır.
*SoruA llah”ın bir sureti varmıdır?
Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti
yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani
başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise Evvel ve
Ahir”dir, Ezeli ve Ebedi”dir, yani başlangıcı ve sonu yoktur.
Mesela;belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç
doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen
oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim
noktaları yok ise yani sınırsız ise;baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla
da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil ve suret
veremezsiniz.
Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; Nur olarak gördüğünü ifade
etmiş;ama sureti şöyledir dememiştir.
*Soru:Madem,herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre oluyor;o halde
insanlar niçin cehenneme gidiyor?
Cevap:Evet herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre oluyor;ama,
kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor.
Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hemde
geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen
fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir.
Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki,
Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü
hesaplıyarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı
olacak”.
Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı
olsa;
Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için
mi olaylar oluyor?
Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı?
Cevap;Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı.
Yani;meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için olaylar olmamakta;fakat olayın
öyle olacağını önceden uydudan,görüp, yazmıştır.
Mesela;Aklı başında bir adam, bir taksiye binse;taksiciye;”beni çabuk, şu dar,
tali ve patika yoldan; şu diyara götür dese.
Taksici ise;nazik bir biçimde ona;“daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir
yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim;hem dediğin yol tehlikeli,dar ve
virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir”diye cevap verse.
Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa; ve o tali, virajlı yolda,bir kaza olsa.
Soru:O adam;taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi?
Cevap: Diyemez:Çünkü;kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya
bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi
zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da yapmıştır.Hem taksici işi
gereği;görevini yerine getirmiştir.
Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o
adamdadır.
Ey inatçı,laftan anlamaz, kendini akıllı zanneden,akılsız adam; arabanın istihap
haddini aşma, haddinden fazla yük yükleme; hem freni hemde kafanı patlatır; önce
hastanede sonrada hapishanede gözünü açarsın. Hem kendine, hem başkasına, hemde
milli servete zarar verirsin.
Hem;küçükler akıl baliğ olunca;yani farık ve mümeyyiz olunca,yani iyiyi kötüden
fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı
olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet;
hukuken geçerli de değildir.
Güç ve kuvvet yalnız Allah”tandır.Bunu; felçli hastalar veya eli ayağı uyuşan
veya ayağına kramp giren veya rüyada üzerine karabasan çöken kişiler daha iyi
bilir.
Götüren Allah”tır, fakat tehlikeli yolda gitmek isteyen,insan suçludur.
Ey Aziz insan; gidiyormusun?yoksa;götürülüyormusun? dikkat et.
*Soru:Dua nedir?Şartları nedir?Niçin her duamız kabul olmuyor?
Cevap:Dua manevi bir kalkan ve iki ucu keskin bir kılıçtır.Bu kılıcı ve kalkanı
doğru ve dikkatli ve başkalarına ve kendinize, haksız yere zarar vermeden ve
mahlukatın hayrına kullanmak gerektir.Hem duanın şartları vardır.Hem her duada
mutlaka kabul edilir diye de bir şey yoktur.Fakat her duaya bir cevap vardır.Ya
dua aynen kabul edilir veya sizin için hayırlı olmadığından kabul edilmez veya
ahirete talik edilir,yani ahirette karşılığı verilir.
Mesela;bir çifçi, ürün almak için,evvela; toprağını nadasa koyacak,toprağını
sürecek, tohumu dikecek,sulayacak,ilaçlayacak,hasat edecek vb. yani;cüz-i
iradesini kullanarak, fiili dua edecek.
Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a;ürün vermesi için kavli,sözlü dua
edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir.
Mesela;Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan;yani
şartlardan birinin ek*** olması neticeye engeldir.
Önce devemizi sağlam bir kazığa bağlayıp fiili duamızı yaptıktan sonra; benim
devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızıda
hiçbirzaman unutmamalıyız.
Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı,gerektiğinde o dizgini gevşetmeli,
gerektiğinde çekmeli; ama hiçbirzaman dizgini elden bırakılmamalı. Herzaman
sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbirzaman elden bırakmamalı; sonra
da; “görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ile beklemeli; bu
kainatın da bir Sultanı ve sahibinin olduğu hiçbir zaman unutulmamalı.
Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca
elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir.
Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir
güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp,
Gayretullaha toslama.
Mesela;bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi
Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir
aysbergine tosl***ş ve batmıştır.
Ey Aziz insan;sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki,
rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i
cumhur gibi emir ve sorumluluk sahibi ol. Sana emanet olarak verilen mülkü ve
tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hiyanetlik etme ve bilki onların her
birinden,birgün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin.
Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları
vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah
kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir.
Dua eden kişi için o istediği, kendisi hakkında hayırlı olup olmadığını dua eden
bilemez. O halde duam niçin kabul edilmedi diye,üzülmemelidir.Mesela;Bir anne ve
baba;çocuğunun kötülüğünü istemediği için, terbiyeye muhtaç çocuğunun her
istediğini de yapmaz .Bu imtihan dünyasında,sınırlı ve kayıtlı olduğumuz için
her istediğimizi elde edemeyiz,her istediğimizi yapamayız.
Ey Aziz insan;sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı
ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi
aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak
aydınlatabilmektedir.
Her şeye muhtaç olan birisinin,Samed olan Allah”ın kapısını çalması doğru
şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbirşeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua
etmemesidir.
*Soru :Din nedir?Zaten bu din değilmi afyon gibi bizi uyuttu?İlerlememize ve
yükselmemize mani oldu!Zaten bütün savaşlarda din yüzünden çıkmadı mı?
Cevab:Din;Hayatın,hayatıdır.Din; Medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen
yükselmesini, daha iyiye ve ileri gitmesini savunur. İslam dini;bir lokma bir
hırka felsefesine,kölelik ve kast sistemine karşıdır.Hem savaş esiri;köle
değildir. Yarın ölecekmiş gibi, ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik
eder. İki günü aynı olan ziyandadır, Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir.
Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesala;
öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak bir buluşa imza
atabilir. Veya ; bir kişinin katli, öldürülmesi, bir dünya savaşına sebep
olabilir.
Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil,
yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir
Hayrı terk etmeyiniz. Mesela;kangren olmuş bir kolu kaybetmemek için kolu kesmez
iseniz, o Aziz insanıda kaybedersiniz. Aynen bunun gibi; dünyadaki iyiliklere
vesile olup kötülüklere mani olmaz iseniz;yani Allah”ın emir ve yasaklarına
uymaz iseniz; bu Aziz dünyayı da kaybedersiniz.
Hayırda yarışınız.Anne ve babaya;sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat
ediniz. Yakınları, yetimleri, kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları,
komşuları, küçükleri, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları, talebeleri,
bekarları,dulları,masumları,mecnunları,savaş esirlerini, vs.gözetiniz.
Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır.
Allah”ın emir ve yasaklarına kesinlikle,kat”a ve asla karşı
gelmeyiniz.Şeytan”ın, tek bir emre karşı geldiğinden dolayı düştüğü durumdan
ders çıkarınız.
Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir.
İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir
Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere;
hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve
peygamberlere zaten iman etmek zorunda olduğu için; din değiştirmesi, hiçmi hiç
akıl karı değildir.
Ey ehl-i kitab; birbirinizle mücadele etmek yerine; tüm insanlığın ve
mahlukatın; şeytanın ve deccalin hile ve desiseleri ile, içine düştüğü sıkıntı
ve belalardan kurtulması için çalışmak ve ittifak etmek daha akıllıca olsa
gerektir.
*Soru:Allah”ın benim namazıma ne ihtiyacı var? “Lailaheillallah” ne demektir?
Herşey nasıl Allah”ı zikredebilir?
Cevap:Bir kişinin, Allah”ın benim namazıma ihtiyacı yoktur, demesi; hasta
birisinin, doktara“ey doktor senin ilaca ne ihtiyacın var demesine benzer ki,
Allah”ın bizim beş vakit namazımıza ve zikrimize elbetteki ihtiyacı yoktur,bizim
namaza ve zikre evleviyetle ihtiyacımız vardır.Hem namaz dinin direği,müminin
miracıdır.Hem namazı dosdoğru ihlaslı ve usulüne göre kılmak gerektir.Hem; Allah
emrettiği için namaz kılınır; birinin şerrinden korkup namaz kılmamakta
olmaz.Hem ameller niyetlerine göredir.
Bedenin havaya,suya,gıdaya ve ısıya ihtiyacı olduğu gibi, ruhunda manevi gıdaya
ihtiyacı vardır ki o gıdalardan en önemlisi ve bir tanesi;namaz ve zikirlerin en
eftali olan, “Allah”tan başka İlah yoktur” demek olan ve muhabbetullaha vesile
olan,kelime-i Tevhidtir.Yani “La ilaheillallah” kelimesidir.
Her zaman az;yemek,konuşmak,uyumak;yani,her zaman;helal lokma yemek, hikmetli
konuşmak,fazla uyumamak ve daima “La ilaheillallah” diyerek,zikr ederek; kainata
meydan okuyacak cesareti benliğinizde hissetmek,Allah”tan korkmak ,her şeyin
Allah”ın tasarrufunda olduğunu, ilmel yakin bilmek,aynel yakin görmek ve hakkal
yakin yaşamak, muhabbetullahın verdiği; o manevi zevk ile huzur bulup, mutmain
olmaktır.
Ayrıca;Allah”ın Kitabı olan Kuran”ı çok okumak ve özellikle kendi asrınıza hitap
eden, lafzi ve özellikle manevi tefsirleri iyi tetkik etmek, doğru anlamak ve
ihlas ile amel etmek ve huşu içinde namaz kılıp, huzur ve emniyet bulmak,ruhen
bir manada miraca çıkmak, dünyanın ağır yükünü her beş vakitte yere koyup, güzel
bir nefes almaktır.Hem Kuran-ı Kerim”i sadece okumak,dinlemek; manasını
anlamasanız bile insana huzur verir, aynen; ilaçın terkibini ve formülünü
bilmeseniz bile şifaya vesile olduğu gibi. Ama; gerçek, doğru ve hakiki manasını
bilmek, emir ve yasaklara kat”i uymak ve ihlas ile uygulamak gerektir.
İnsanlar her nefes verişte bilmeden,gayri ihtiyari “Hu” derler.Hu ,Allah
demektir.
Aslında her şey kendi lisanı ile Allah”ı anmaktadır. İnsanın bu dünyaya
gelmesinin ve gönderilmesinin sebebi ve hikmeti; Allah”ı tanımak, O”na dua,sena
ve ibadet etmek; kendi nefsine ve mahlukata ise;daima şefkat ve yardım etmektir.
Sadece Allah”a secde etmek;ama mahlukata ise hiçbir zaman secde etmemek ve başı
daima dik tutmaktır ki;buna İzzet denir. Allah”a diklenmeye ise enaniyet denir
ki;bu kibirdir ;şeytan ise bu yüzden huzur-u Hak divanından; Haklı ve geçerli
bir neden ile kovulmuştur.
Mesela;bir askerin; komutanına diklenmesi gibi.Komutanın emirlerine; hiçbirzaman
diklenmemek ve olumsuz karşılık vermemek gerektir. Komutan; ”hiçbirzaman gayri
ahlaki emirler vermez, askerini küçük düşürmez, rencide etmez veya suiniyetli
olarak askerinin hayatını tehlikeye atmaz”;bilakis, emre itaat edip etmediğini
öğrenmek ister. Hem iyi bir komutan; ordusunu ve askerini; ezmez ve ezdirmez ve
daima onu korur. Hem seni savaş düzenine göre eğitir.Mesela;sürünmeyi usulüne
göre iyi öğrenmek; savaşta hayatını kurtaracaktır. Hem askerlikte küskünlük ve
düşmanlık olmaz. Hem savaşta; komutanın bütün emirlerini dinlemek ve mutlak
itaat etmek gerektir.
Mesela;Uhud savaşında Hz.Muhammed peygamber emir verdiği ve sıkı sıkıya
tenbihlediği halde; askerler bulundukları mevzileri terk etmişler, savaş
kazanmış iken; birden savaş tersine dönmüş ve savaş kaybedilmiştir. Hem
sahabilerden Hz.Halid bin Velid girdiği hiçbir savaşı kaybetmemiş ve Ahirzaman
peygamberini bile bu savaşta yenmiştir.Hem; savaş akıl ve cesaret işidir.Hem bu
savaşta Hz.Muhammed peygamber bizzat muharebeye katılmış; dişi kırılmış,emre
itaatsizliğin nasıl bir netice verdiği iyi anlaşılmıştır.Hem Adetullaha;yani
Allah”ın emirlerine, mutlak uymak ve itaat etmek gerektir.
Hem asker ocağı,Peygamber ocağıdır. Hem o ocakta enaniyet olmaz ve olamaz. Hem
Mehmetçik; o ocağın bir neferi ve direğidir.Hem o rütbesiz Mehmetçiği de sakın
sakın hafife alma.Hem bir dünya savaşını bir onbaşının çıkardığını ve dünyayı
zirüzeber eteğini de unutma. Hem Mehmetçiğin postallarının uygun adımda;Allah”ı
“Rab,Rab,Rab” diye zikrettiğine de dikkat et.
*Soru:Tenasüh fikrine ne diyorsun?
Cevap:İslamiyet; Tenasüh fikrine karşıdır.Yani ölen bir kişi, başka bir şeyin
suretine girerek hayatını devam ettirmez.Ölen kişinin ruhu berzah elemine gider.
Mesela; insanlık tarihi yedibin yıl olduğunu ve ortalama bir ömründe yüz sene
olduğunu farz etsek, yetmiş defa bu dünyaya gelip gitmemiz gerekirken; değil
yetmişini,birini bile hatırlayamam***z bizim çok unutkan veya akılsız
olduğumuzun değil, tenasüh fikrinin doğru olmadığını gösterir.
Delil ise; Mirac hadisesi ile ahireti,cenneti,cehennemi gören ve Ruyetullah”a
mahzar ve şahid olan ve Ululazm bir peygamber olan; Hz.Muhammed”in beyanı ve
Allah”ın kitabı olan;Kuran-ı Kerim”in yazılı ve aşikar olan ayetleridir.
*Soru:Mirac hadisesinde kısaca ne olmuştur?
Cevab:Mirac hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman
zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha mak***na yükselip; geçmişi,
geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de
gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakm***ştır.
*Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl
olur?Benim aklım almıyor!
Cevap:Mesela;bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında;saati gösteren
rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren
3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı
mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça;aynı zaman biriminde,
daha çok hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde
görebiliriz. Beyin ve hafıza hızı ile sizin bir ömürde ancak çözebileceğiniz bir
problemi, bir başkası kısa bir sürede çözebilir.
Mesela; koca bir kütlesi olan düny***zı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre
gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir
şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç ve mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir
peygamberini Miraç hadisesinde;elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir
sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir.
Mesela;bazen 10 dakikalık bir rüyada; bir günde yapamayacağınız çok işleri kısa
bir sürede; rüyada yapmanız gibi.
*Soru:Allah bize çok yakın, ama biz ona çok uzağız,diyorlar;bu nasıl birşeydir?
Cevap:Mesela;Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır,biz ise güneşe zatı;
bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini
bir manada anlayabiliriz. Ancak;bir uzay; mekiği ve araç ve gereçleri ile ;
güneşin hakiki zatına, nuruna ve ısısına yaklaşabilir, onun büyüklüğünü ve
gerçek mahiyetini yakından; görebilir.Allah”ın Nur isminin; mazharı ve bir kücük
ayinesi olan şemsi yani güneşi; ibret ile temaşa edebiliriz.
*Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir?
Cevap: Mesela;birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe
çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir
iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve timsali ile;heryerde hazır ve nazırdır.
Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.Yani, Allah; zamandan ve mekandan
münezzehdir.Hem, mahlukat; değil zatına, zatının tek bir tecellisine bile
dayanamaz.
Mesela;Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat
Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan paramparça olması ve Ululazm
bir peygamberin bu tecellinin mahafetinden dayanamayıp korkup bayılması gibi. Ey
aziz insan;Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azraili
gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme.
Mesela; herbir televizyondan,aynı anda,birçok yerden aynı görüntünün ve sesin
herkes tarafından izlenebilmesi,dinlenebilmesi belki; gelecekte,maddenin de
nakli imkan dahilinde olduğuna bir karinedir.
Mesela;Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi
tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır ve nazır ve nakl edilmesi;
maddenin naklinin mümkün ve imkan dahilinde olduğunun ve Azrail”in aynı
anda,birçok yerde,birçok insanın ruhlarını kabzetmesi de bunun bir kanıtıdır.
*Soru:Bir konuda ihtilaf var ise nasıl çözülür?
Cevap:Evvela; Allah”ın orjinal kitabına müracaat edilir; yoksa peygamberlere ve
sünnetlerine müracaat edilir; yoksa bilginlere ve yazdıkları eserlere ve
içtihatlarına müracaat edilir; yoksa kendi aklınıza müracaat ediniz. Kesinlikle
şeytana ve nefsinize müracaat etmeyiniz.
Elbette ki;Allah”ın kitabı;bir tıb veya cebir kitabı değildir.Fakat hiç tıbtan
ve cebirden bahsetmiyor da değildir.Peygamber;tıp doktoru değildir,ama tedavi
ettiği hastalarda olm***ş değildir.Hiçbir peygamber; ben her şeyi bilirim
demez.Allah bildirmedikçe hiç kimse bir şey bilemez.
Fakat bir peygamber herhangi bir kişide değildir.Sen bir zerre isen;o bir
güneştir.Sakın,sakın;çoban olması seni asla yanıltmasın.
Mesela;Ululazm bir peygamber olan Hz.İsa”nın;ölüleri diriltmesi, mucizesine;
daha tıp ilmi yetişememiştir.Sakın yanlış anlama; yetişemez demiyoruz, haydi tıp
alimleri sizde buna yetişebilirseniz,yetişin diyoruz, yeni keşiflere koşun
diyoruz.
İlim adamlarının fikirlerine ve eserlerinede ihtiyaç yoktur demek yanlış olur.
Kendi aklınızı kullanmamak da hiç akıl karı değildir. İş ehline verilmelidir.
Hasta olduğunuz zaman doktora, yazı yazmayı ve okumayı öğrenmek için okula, dini
meselelerde ise diyanete gitmek gerektir.
*Soru:Bir kazayı veya zulmü gördüğümüzde ne yapmalıyız?
Cevap: Evvela;devletinizin yetkili mercilerine bildiriniz, gecikmesinde telafisi
mümkün olmayacak neticeler hasıl olacaksa, mümkünse hemen elinizle düzeltmeye
çalışınız, yoksa dilinizle düzeltmeye çalışınız,yoksa en azından o zulmü yapan,
o zalimi Allah”a havale ediniz. Bunu da yapmıyor iseniz belaların gelmesini
bekleyiniz.Bana ilişmeyen, dokunmayan yılan; bin yaşasın demeyiniz. Hem; o
yılan, birgün mutlaka başınıza bela olacaktır.
*Soru:Hakikatlere ve Hak”ka ulaşmak için; Veya sevgiliye ve arzularınıza
uluşamadığınız için; dünyaya ve Mevlaya küsmek ve dünyayı terk etmek mi gerekir!
Cevap:Kendinize yapılmasını arzu etmediğiniz bir şeyi ,birbaşkası içinde arzu
etmeyiniz.Çok arzu ettiğiniz bir şeyi elde edemediğiniz için de dünyaya
küsmeyiniz. Sizin;iyi ve güzel diye bildiğiniz;aslında kendiniz için şer;şer
olarak bildiğiniz de kendiniz için; iyi ve güzel olabilir.Çünkü siz;kalbleri ve
gönülleri ve gaybı bilemezsiniz.Mesela;şeker iyidir,güzeldir;ama şeker hastaları
için iyi ve güzel olmayabilir.
Mesela;sizin beğendiğiniz ve hoşlandığınız birisi;sizden hoşlanmayabilir veya
sizden hoşlanan birisinden de siz;hoşlanmayabilirsiniz.Hem eş seçiminde; eşlerin
birbirine denk olmasına,birbirlerinden hoşnut olmasına,zorluk
çıkarılmamasına,tarafların rızalarının olmasına,eşlerin güzel ahlaklı olmasına
ve akid yapılmasına dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin ve büyüklerin; duaları ve
gönülleri ve rızalarının alınması da güzel bir şeydir.Hem evlilikte de keramet
vardır.Hem kaçırmak olmaz.Hem eşe;cebir ve şiddet de olmaz.
Ey Aziz insan;helal şekilde; Çalışınız,üretiniz,kazanınız,yiyiniz,dağıtınız.Ama
israf etmeyiniz. Kara günler, yaşlılığınız ve ahiret içinde,azık ayırınız.
İlmin, malın ve kuvvetin önemini fark ediniz.Bunları insanlığın hayrı için ve
helal bir şekilde kullanınız.
Dünyayı bütün bütün terk etmeyiniz.Yani dünyayı kesben değil;kalben terk ediniz.
Yani;hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışınız.Bazen
inzivaya çekilmek gerekse bile bunu devamlı hale getirmeyiniz. Mesela; Hz.İdris
peygamber;terzi, Hz.İsa peygamber; marangoz, Hz.Davut peygamber; kral,Hz.
Muhammed peygamber;çoban vs. idiler. Dünyayı ve dini; terk etmediler.
Peygamberlik vazifelerini ücret almadan yaptılar, hayatlarını idame ettirmek
içinde çalıştılar.Çoban oldukları için gocunmadılar,kral oldukları içinde;
böbürlenmediler.
Evet tek koltukta iki karpuz gitmez ama iki koltukta iki karpuz gider.Kuş gibi
uçabilmek için,çift kanatlı olunuz yani,hem maddi hemde manevi hayatınız için
çalışınız.Her ikisinide birlikte orantılı şekilde götürünüz.İfrat ve tefritten
kaçınınız.Namerte muhtaç olmamak için çok çalışınız.Yani Hz.Süleyman peygamber
gibi hem bir kral,hemde aynı zamanda bir yol gösterici olunuz.
*Soru:Yerine ve zamanına ve mak***na göre akıllıca hareket etmek ne demektir?
Mütevazı olmak ne demektir?
Cevap:Mesela;ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi
alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın
tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip, okşamaya kalkmayınız. Çünkü
sizde olan bu imanı; aklı ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç
akıl karı değildir. Aslana et,ata ot vermek; aslan,kaplan,ayı ejderha,yılan,kurd
gibi Allah”ın ciddi ve vahşi mahlukatına ise hiç şaka yapmamak gerektir.
Mesela; bir asker görevde ve savaşta;karada aslan ve havada kartal,suda kılıç
balığı gibi; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü,silahlı, korkusuz ve Celal
sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı
şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır.
Kişi; kendi gözlüğünün rengi ile olayları renklendirmemeli,karşı tarafı ve
üçüncü şahısların fikirlerini ve nasihatlerini ve şahitlerin beyanlarını
dinlemeli. Bir bilene sorup istişare etmeli. Bilirkişiden rapor almalı. Mümkünse
olay yerine gidip, keşif yapmalı. Tüm delilleri topladıktan sonra; Adaletli,
doğru hakkaniyete uygun bir hüküm verilmelidir. Gerçeği ve maddi hakikatı
bulmaya çalışmalı,zandan ve suiniyetten sakınmalı.Hemen;karar verip; münakaşaya,
hakarete,taarruza,kavgaya ve savaşa girişmemeli. Acaba ben mi renk körüyüm diye
de bir doktora gitmeyi ihmal etmemelidir.
Mesela;Siyah gözlüğünüz ile; kızıl bir elmayı, siyah görmeniz normaldir. Akıllı
kişi odur ki;o siyah, yani; enaniyet gözlüğünü bırakıp, olaylara şeffaf bir göz
ile bakmalı. Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket
bana yapılsaydı,ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil,Hak”tan ve
haklıdan yana olmalıdır. Bazen susmalı, bazen büyüklük gösterip bazı şeyleri
görmezlikten gelmelidir.
Mesela;her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir.
Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde
her doğruyu söylemek doğru değildir.Yalana da hiçbir cevaz yoktur.O halde susmak
en doğru bir iş olsa gerektir.
Bindiğiniz dalı kesmeyiniz, bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmayınız, ekmeğini
yediğiniz yere hainlik etmeyiniz.Yoksa;pirinci kurtarayım derken,evdeki
bulgurdan da olabilirsiniz.
Ve ummadığın ve ihtimal bile vermediğin bir taşın;başını yarması ve seni
kahretmesi de imkan dahilindedir.
Mesela; İlahlık iddiasında bulunan ve Hz.İbrahim peygamberi Urfa şehrinde ateşe
atan, Nemrudu; kahreden şey; kör ve topal ve hasta bir sivris**** tarafından
öldürüleceğini kahinlerinden öğrenmesi idi.
O sivris****,Allah”a;”Allah”ım beni niçin yarattın” diye sitem etmiş ve o
çilekeş sineğine; cevaben, Allah; ”nemrud”u öldürmen için yarattım “diye ilham
edip, taltif edip, memnun etmiş ve gönlünü almıştır. Nemrud; sarayının tüm
pencere ve kapılarını kapattırmış ama İlahlık iddiasında ki Nemrut; anahtar ve
burun deliğini kapamayı unutmuştur.
Ve en büyük savaşın;evvelemirde,nefsiniz ve şeytanınız ile olan; imanı kazanmak
veya kaybetmek, savaşı olduğunu da unutmayınız.
Bu büyük savaşı kazandıktan sonra, dünyadaki diğer haksız savaşlara nasıl mani
oluruz diye düşünmek ve engel olmak gerektir.
Şayet size saldırı olursa da;meşru mudafa hakkınız kullanarak kendinizi savunun
ve onlarla savaşın. Bunun içinde hazırlıklı,tedarikli ve tedbirli olun.Caydırıcı
silahınızın ve ordunuzun olduğunuzu bilen düşman;size saldırmak için kara kara
düşünecektir.Hem;akşam rahat ve huzurlu yatmanızı,askere ve polise borçlu
olduğunuzu da unutmayınız.
Savaş haklı bir nedene dayanmalı.Zulüm olmamalıdır.Mesela;bir köyde bir
masum,bin zalim dahi olsa;o köy yakılamaz.İlla ki;o masuma zarar vermemek
gerektir.Hem savaşta; çocuklara, piri fanilere,delilere,hamilelere,fiilen
savaşma kabiliyeti olmayanlara,iyi davranmak;esir ve yaralıları gözetmek
gerektir.
Savaşa mani olmak;savaşmaktan daha akıllıca bir iş olsa gerektir.
Ey; bu dünya gemisinde misafir olan Aziz insanlar ve cinler; dünyanın kıyametine
çalışmayınız. Daha iyi ve daha güzel bir hayat ve dünya için çalışınız.
Mütevazı olmak;dilencilik yapmak veya kendini hakir göstermek veya işini bırakıp
daha kötü bir duruma düşmek değildir.Her zaman daha iyi nasıl olur diye
düşünmeli ve çalışmalı ve yükselmelidir.
Kalem sahibi bilginlere,kılıç sahibi askerlere ve ululemre; Haktan ve hakikattan
ve adaletten ayrılmadıkları sürece hürmet ve itaat ediniz.
İşinizi ehil kişilere yaptırınız.Yöneticilerinizi ehil kişilerden seçiniz.
İşinizi tam ve ek***siz yapınız. Mesela;arabanızı iyi bir ustaya yaptırınız.Yani
ustanın maharetine bakınız,yoksa ustanın gözünün ve teninin rengine,dünya
görüşüne, cinsiyetine vb.bakmayınız.
İnsanların; aslında Hz.Adem ve Hz.Havva”dan geldiğini düşünerek, uzaktan da olsa
akraba ve kardeş olduklarını; Allah nazarında herkesin eşit olduğunu ve hiç
kimseye iltimas geçilmeyeceğini,eninde sonunda; zerrece hayır işleyene
mükafatının verileceğini, zerre miktar şer işleyene de cezasının verileceğini
biliniz.
*Soru:Sıhhat nedir?Gerçek zenginlik nedir?İslamiyet nedir?İman nedir?
Cevap:Sofradan istekli kalkınız.Yani doymadan kalkınız.Haddinden fazla yemek,
hem sıhhati bozar hemde yattığınızda karabasana davetiye çıkarırsınız.Tıbbın
piri, İbn-i Sina “sıhhat az yemektir” demiştir.
Evet,evet;gerçek zenginlik;bedenin, sıhhatı ve ruhun, huzurudur.Huzur ise
imandadır. İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır;iman ise,Hak”kı
kabul ve tasdiktir.Hem İslam;güzel ahlaktır.İman; tahkiki ise daha güzeldir.
Ey insanlar ve cinler;şeytanın ve deccalin;sizin maddeten ve manen yükselmenize
mani olan gizli, manevi zincirleri kırarak, özgürlüğünüze kavuşunuz;makus
talihinizi değiştiriniz.
*Soru:Biz gençlere ne tavsiye edersin?Bataklığa düşmüş insanları; kim, nezaman,
nasıl kurtaracak?
Cevap:Ey gençler kendinize uygun,münasip bir iş ve eş bulmak için çalışınız.
Yoksa oruç tutunuz.Oruç ve evlilik nefsi dizginlediği gibi, şehveti söndürür.
Batakhanelerin kapısına kepenk vurur. Zina hoş görülemez. Hiçbir ehl-i namus
hatta en serseri bir kişide eşinin zina yapmasına razı olmaz olamaz.
Bataklıkları ve batakhaneleri kurutmak gerektir.Çünkü mikrop ve hastalık
yayarlar. Mesela; sıtma ve aıds gibi.
Ey şeytanın ve deccalin bataklığa düşmüş ve düşürülmüş Aziz insan, elbet birgün
senin feryadını işiten bir civanmert yiğit, çıkacak; seni ve tüm insanlığı,
şeytanın ve deccalin o pis bataklığından kurtaracaktır.
O yiğit neden sen olmayasın, Nemrudu öldüren; kör,topal,hasta bir sivris****ten
veya Hz.İbrahim peygamber için yakılan ateşi söndürmek için gelen küçücük bir
karıncadan daha mı acizsin!Yoksa sende Mehdi”yimi bekliyorsun.Niçin sen Mehdi
veya Mehdi misal; yani Mehdi gibi olmayasın,sana Mani olan mı var,yoksa
olamazsın diyen mi var, yoksa senin için ayrıca bir ayetin mi inmesini
bekliyorsun.
Ey aziz insan;Hz.Adem peygamber soyundan geldiğini hiçbir zaman unutma. Hem sen
hiç hafife alınacak bir şey de değilsin.Sen bu kainatın halifesi ve sultanısın.
Haydi işverenler;sizlere çok iş düşmektedir.Bir kişiye iş vermek;o kişiyi
bataklıktan çıkarmak veya bataklığa düşmeye engel olmak demektir.Ey zenginler;
malınızın kırkta birini bile yatırıma yönlendirseniz;dünyada işsiz
kalmayacaktır.Hem büyüklük ve İzzet vermekle olur.
Haydi görevliler,yetkililer,ahlak zabıtaları vs.; insanlar size güvenmekte ırz
ve namuslarını, can ve mal güvenliklerini size emanet etmektedirler. Görevinizi
ek***siz yapınız. Aldığınız maaşı Hak edip; sonrada afiyetle yiyiniz.
Mesela; bir kişi boğuluyor,sende yüzme biliyor isen,hemen o kişiyi kurtar.
Sonrada devletinizin yetkili mercilerine haber ver diyoruz.”Yok benim görevim ve
işim bu kişiyi kurtarmak değildir” deme diyoruz.Bu çilekeş ve vefalı düny***za;
bir küçücük bir fidan, bir ağaçta sen dik diyoruz.
Mesela;İslam peygamberi,Hz.Muhammed ;aileleri tarafından diri diri mezara
gömülen kız çocuklarını gömülmekten ve bir mal gibi alınıp satılan kadınları ve
gençleri, batakhanelerden; faiz yüzünden perişan olan borçlularıda, faiz
bataklığından kurtarmış, faizi de kaldırmıştır.
Sor bakalım niçin kız çocuklarını diri diri gömdüklerini;o çok şefkatli babalar
diyecekler ki;zamanın zalimlerinin kızımı gözümün önünde batakhaneye düşürmesine
ve pazarlamasına ve bir mal gibi alınıp satılmasına gönlüm ve vicdanım razı
olmadığından ve bu zülme ve zalimliğe dayanamadığımdan diyecektir.
Bizde deriz ki;kız çocuklarınızı öldüreceğinize; zalim düzeni değiştirmek,zalime
ve zulme ve şerre fırsat vermemek ve zulme razı olmamak; gerektir.
Hem zalim; sizden korkmalı.Yani;feleğin çarkını ve zalimin düzenini tersine
çevirmeli.Yani;elinize mendil alıp ağlamak veya mehdiyi beklemek yerine; çözüm
üretmeli; her biriniz birer mehdi olmalı.İş; ahirete ve kadere
bırakılmamalıdır.Hem kafanızı kuma sokarak veya pembe gözlük takarak
gerçeklerden kaçamassınız ve kendinizi ve başkalarınıda aldatamazsınız.
Mesela;bugün bile kredi faizi yüzünden çok aileler, toplumlar hatta devletler
perişan olmakta, yuvalar yıkılmaktadır.Hem kredi kartım var;Allah”a ihtiyacım
kalmadı diye sevinen; sonrada faiz batağına düşünce “Aman Ya Rabbi” diyen sen
değilmisin! Evet,evet;zaruri ihtiyaçlar için harcama yapmak, iktisat etmek,
ısraf etmemek,çok çalışmak,alacaklı ile anlaşmak, helalleşmek, bir daha faize;
tövbe etmek gerektir.
Yanlış anlama;biz kanunları çiğne, adaleti sen yerine getir demiyoruz veya
görevlileri eleştirmiyoruz. Belki biz;adaleti ve görevini yerine getirmeye
çalışanlara yardımcı ol;uyuma, dikkatli ve tedbirli ve uyanık ol diyoruz.
*Soru:Bütün ihtilal ve devrimlerin sebebi nedir?Ne yapmalı?
Cevap:Şeytanın ve deccalin;dünyayı fesada veren ve çoğu ihtilallerin ve
devrimlerin sebebi olan ve insanlar için dünyayı cehenneme çeviren,”sen çalış
ben yiyeyim ve ben tok olayım başkası açlıktan ölsün bana ne” düşüncesini,
ortadan kaldırmak ve sosyal; refah ve eşitlik ve adalet ve huzur için çalışmak,
insanlığa yapılacak en büyük hayırlardan biri olsa gerektir.
Emek ve sermaye; aralarına uzlaştırıcı, aklı da alarak, sulh içinde ve refah
içinde yaşamalı, taraflarda suiniyet ve angarya olmamalıdır.
Mesela, bina yapacak sermayesi olmayan fakir bir kişinin barakasını, zengin
müteahhide verip onunla Hakkaniyet ile anlaşıp refaha ve zenginliğe kavuşması
akıllı bir iştir.Mesela; yarıcılık,kooperatifçilik, imece vs. akıllıca bir işdir.Emek,sermaye
ve akıl birleşmeli, çatışmamalı ve çatıştırılmamalıdır.Yıkıcı değil,yapıcı
olmalı.
Zenginliğe ve zenginlere değil;zenginliğin topluma yansıtılmamasına,
sömürüye,gelir adaletsizliğine, bencilliğe,suiniyete, haksızlıklara, zulme
şeytanın üstünlük taslayan kibrine ve kendisini efendi, başkasını köle kabul
eden batıl ve yanlış fikre karşı olmak gerektir.
Ey, sermaye sahipleri;dünyanın ve kendi ulusunuzun ve vatanınızın istikbalini
gözeterek, daima yatırıma ve üretime ve istihdama çalışınız. Parayı haps
etmeyiniz. Gelir dağılımına dikkat ediniz. İşçileri bir köle gibi,kullanmaya
kalkmayınız. İşçide; işverenin, iyiniyetini suistimal etmemelidir.
Aziz insanlar size iş veren;işvereninize hürmet ediniz.Çünkü;çalışma
karşılığında aldığınız ücret ile; imanınızı ve namusunuzu muhafaza ettiğinizi
unutmayınız.İşveren de; çalıştırdığı kişileri kollamalı ve korumalı;suiniyetli
kişilere hiçbir zaman fırsat vermemelidir.
Medeniyetin tekamülü ile; kölelik devri kapanmış.Hürriyet,eşitlik ve malikiyet
devrine girilmiştir. Kast sistemi de fıtrata aykırıdır.
Herkese;fırsat eşitliği sağlanarak,terakkinin ve yükselmenin önü açılmalı.
Görev; Hak edene ve ehil kişilere verilmeli, iltimas ve kayırma olmamalıdır.
Fakirlik ve kölelik bir kader olmaktan çıkartılmalı, daima; çalışmalı, üretmeli,
kazanmalı,yemeli,dağıtmalı maddeten ve manen yükselmelidir.
Hem;devrim;akıllarda ve gönüllerde olmalı;zülüm,kargaşa ve anarşiye sebep
olmamalı; bilakis daha iyiye,daha güzele,daha doğruya vesile olmalı,fakirler ve
toplum bundan zarar görmemelidir. Mesela; Hz.Muhammed peygamberin ilelebed faizi
ve kan davalarını ve batakhaneleri ve içkiyi ve kumarı vs. kaldırması büyük bir
devrimdir. Hem bu devrimler de her babayiğidin harcı değildir.Sakın yanlış
anlama; devrimcilik; yakıp yıkma değildir.Hem yapmak; yıkmaktan daha zordur.
Mesela; bir ev ancak,bir ayda yapılabilse bile; bir günde yıkılabilir. Hem;
yıkıcı değil;yapıcı, Adil, tedbirli, akıllı,doğru ve iyiniyetli olmak gerektir.
Hem emeller; niyetlere göredir.Sakın yanlış anlama;yıkılma tehlikesi olan ve
tamiri mümkün olmayan binaları da usulüne uygun ve insanlara ve topluma zarar
vermeyecek bir şekilde yıkmak;yerine daha; güzel ve sağlam ve kullanışlı bir
bina yapmak gerektir.
Kendinden aşağı gördüğün ve küçümsediğin başka milletleri ve ırkları asıp kesmek
ve medeniyeti yıkmak, masumları öldürmek ile kendi milletine hizmet ettiğinimi
zannediyorsun.Hem kendi ırkının ve milletinin; diğer milletlerden üstün olduğunu
nereden çıkarıyorsun.
Ey;saf arkadaş;sen Hak din ile dini taassubu;Hak ile batılı;doğru ile yanlışı;
birbirine karıştırmışsın.Hurafeleri ise din zannediyorsun.Bak Fatih Sultan
Mehmet ne yapmış.19 yaşında çağ açıp,çağ kap***ş.En ileri topları döktürmüş.
Karadan gemileri aşırmış.Sen ise aklını; başkalarının eline vermişsin.
Saflığından faydalanıyorlar ve kullanıyorlar farkında değilsin.Sakın yanlış
anlama bizim hakiki dindarlara sözümüz yoktur.
Ey;Aziz arkadaş,nehrin bir bölümünde dik ve tehlikeli ve yüksek çağlayan ve
şelale var ise;sen kurtulmak için;suyun ters istikametine yüz hem kayalıklara da
dikkat et;şayet yüzme bilmiyor isen kolluk tak,başkalarının sana gülmesine ve
seni kınamasına da kulak asma.Her zaman tedbirli ol.Herkes kendisini damdan
atıyor diye kendini sakın sakın damdan atmaya kalkma.Hem işini; ihmal etme ve
şansa da bırakma.
*Soru:Şeytan kimdir,amacı nedir?
Cevap:Şeytan”ın aslı cin olup ateşten yaratılmıştır.İnsanın apaçık, bir
düşmanıdır. Mahlukatı, Allah”a düşman etmek için fırsat kollar. Bu hayatı
insanlar için cehenneme çevirmeye çalışır.
İnsan, şeytan”dan herbakımdan üstündür.Mesela;Hz.Süleyman peygamber, cinleri
emri altında tutmakta ve cinlere istediğini yaptırabilmekte idi. Fakat
şeytan”ıda hafife almamak gerekir.Çünkü Hz.Adem bab***z ile Hz.Havva annemizin;
cennetten çıkmasına vesile olmuştur. Biz şeytanın inadına,bu dünyayı cennete
çevirmek için çalışmalıyız.
Dikkat ediniz!Allah”ı inkar etmemek ayrıdır,Allah”a iman etmek ayrıdır.Allah”ı
inkar etmek ise; hiçmi hiç akıl karı değildir.Yani şeytanın;Allah”ı inkar
etmemesi,Allah”a iman ettiğini göstermez.
Daha önce meleklere bile ders veren,şeytan, kibrinden dolayı; Allah”ın “ Ademe
secde et” emrine karşı gelmiş.Bu yüzden; Allah’ın Rahmetinden kesin bir şekilde
kovulmuş ve imtihanı kaybetmiştir.
Hem melekler;Allahın güzel,güçlü,akıllı ve muti askerleridir.Hem;meleklerin
cüz-i iradeleri yoktur. Hem bu yüzden imtihana da tabi değillerdir.Hem
meleklerin makamları sabittir.Hem o melekleri hafife almakta akıl karı değildir.
Hem şeytan; Allah”tan,süre istemiş, Kıyamet vaktine kadar, kendisine sınırlı bir
süre verilmiş. ”Bende Senin ihlaslı kulların hariç,herkesi Sana düşman edeceğim
ve onları azdıracağım” diyen şeytan; Hz.Adem peygambere ve nesline karşı,büyük
bir savaş başlatmıştır.
Sakın sizi şeytan, Allah afedicidir diye yanıltmasın. Çünkü, Allah af edicidir
ama, kul hakkı hariçtir. Allah”tan korkunuz.Çünkü Allah,aynı zamanda
“Kahhar”dır.Nice milletler Allah”ın kahredici gücü ile tarih sahnesinden
silinmişlerdir.Mesela;Hz.Nuh Peygamber zamanındaki tufanda olduğu gibi.
Eğer savaş istiyorsanız; şeytan ve deccal ile akıllıca ve aklınız ile ve çok
dikkatli ve tedbirli şekilde savaşınız. Sivris****lerle uğraşmak yerine;
mikrobun asıl kaynağı olan bataklığı kurutunuz.Bir suçu işleyen sanık ile
birlikte; insanları suça iten, kullanan ve para ile satın alan;perde arkasındaki
suçu işlettiren; azmettiriciyi hele hiç unutmayınız.
Sanığı cezalandırmadan önce,suça sebep olan nedenleri; işsizliği, cahilliği,
fakirliği, acizliği, caresizliği, kaldırarak; suçu önleyici tedbirler alınız.
Suçluyu öyle bir ceza ile ürkütünüz ki ;o sucun yanına bile yanaşamasın. Gaye o
ürkütücü cezayı vermek değildir, caydırmak olmalıdır. Yoksa o suçlu; suçu tekrar
işlemeye devam edecek toplumun huzur ve sukununu bozacaktır.
Mesela;Göze göz,dişe diş diye;bir ceza olsa. Kimse adam öldüremez. Çünkü
kendisinede aynı cezanın verileceğinden korkar,yapmaz,yapamaz. Hem kan davası da
olmaz ve olamaz.Cezalar caydırıcı olmalıdır.Yani suçu önleyici olmalıdır.Yoksa
ceza; amaç olmamalıdır.
Önce tedbir sonra terbiye sonra ceza. Islahı gayr-i mümkünse ve cezasıda idam
ise infaz etmek gerektir. Çünkü dönüşü mümkün olmayan bir yola giren suçlu için
en hayırlı yol hem kendisi,hem ailesi, hemde toplum için cezanın infazıdır.
Hem şeytan ve deccal gibi şerli kişilere;dua edilmez.Hem Allah; hiç kimseye de
iltimas geçmez. Hem kendinizin,hem biricik yavrunuzu ve sevdiklerinizin ebedi
cehenneme girmesine vesile olan şeytana ve deccale hiç acımamak gerektir.
Hem sen Allah”tan daha fazla merhametli olamazsın.Hem sen kul hakkına da
karışamazsın.
*Soru:Mucize,keramet ve sihrin aslı nedir?Deccal ve Mehdi kimdir?
Cevap:Bir zaman iki ayna var imiş,her iki aynada yüzlerini gökteki güneşe
çevirmiş. Aynalarda akseden,tecelli eden güneşi, her iki aynada insanlara
çevirdiğinde;insanların gözlerini kamaştırmışlar. Aynalardan biri;ben insanların
gözlerini kamaştırdım diye;kibirlenmiş ve kendisinde bir şeyler olduğunu,
tevehhüm, zan etmiş.
Diğer ayna ise mütevazı bir şekilde,aslında kendisinde bizatihi bir şey
olmadığını, gökteki güneş olmasa bir hiç olduğunu, önceki aynaya söylemiş.
İşte gururlu ayna, sihir,fal ve büyü gibi menfi ve zararlı ilimler ile ilgilenip
insanlara zarar veren ve insanları kendisinin etkilediğini ve her şeyi bildiğini
zanneden ve sihir yapan ve nazar veren, şeytan ve deccal gibidir.
Ama mütevazı ayna ise mucize ve kerametin asıl sahibinin Allah olduğunu
bilen,güzel, dünyevi, fenni,müspet ve uhrevi faydalı ilimler ile ilgilenip
insanlara faydalı olan bilge kişidir.
Mesela;Hz.Musa”nın asası ile denizin ikiye ayrılması ,Hz.İsa”nın; Allah”ın izni
ile ölüleri diriltmesi, Hz.Muhammed”in bir işareti ile, gökteki ayın ikiye
bölünmesi hadiseleri birer mucize olup, bunlar Allah”ın iradesi ve kudreti ile
olmuş.Hiçbir zaman,hiçbir peygamber; gösterdiği ve mahzar olduğu mucize ile
övünmemiş, sadece insanlara ve cinlere; peygamber olduklarını kanıtlamak ve ikna
etmek için mucize göstermek zorunda kalmışlardır.
Gıbta edilecek kişi gökteki güneşin ısı ve ışığına mazhar olan kendisini güneş
zannetmeyen ama güneşi gösteren,bir ayna olduğunu unutmayan kişidir.Bu aynaların
en güzelleri peygamberlere aittir.En kötüleri ise şeytan ve deccal gibilere
aittir. Şeytan ve deccal gibi kötü kişilerin şerrinden Allah”a sığınmak
gerektir.Çünkü insanları ve insanlığı tesirleri altına almakta ve aldatmakta,
insanlığın ve medeniyetin mahvına sebep olmakta; bu nedenle de
şeytanın;kuklası,maskarası ve aleti durumuna düşmektedirler.
Mesela;deccal sihir ve manyetizma ile insanları etkileyecek,gözlerini
kamaştıracak ve ilmi kötüye ve nefsine kullanıp insanlara zulmedecek, şeytanın
dolduruşuna gelip, İlahlığını ilan edecektir.
İnsanlığa faydalı bilgileri, başkaları ile de paylaşınız, yayınız.Teorik
bilgilerinizi, pratiğe dökünüz. Mümkünse insanlık ve medeniyet için yeni
icatlar, keşifler yapınız,olduğunuz yerde saymayınız.Sizden sonraki nesil için
faydalı bir şeyler yapıp güzel bir miras bırakınız.Ahiretde ve dünyada sizi
kurtaracak bir eseriniz olmadan, ahirete göç etmeyiniz.
Zaman;hakikat zamanıdır.Bana bu bilgileri kimse öğretmedi; diyen kişinin hesabı;
bilenden ve bildiği halde susan herkes den sorulacaktır.
Sizde;şimdi sorumluluktan kurtulmak için; öğrendiğiniz bu bilgileri,önce aileniz
ve sonra herkes ile paylaşınız.Bu bilgileri;internet sitenizde veya forumlarda
yayınlayabilir,dosya olarak dostlarınıza gönderebilir veya tercüme edip yabancı
site ve kardeşlerinize de gönderebilirsiniz. Bilgiyi kendinizde haps etmeyiniz
ve bu bilgileri herkesin bildiğini de zannetmeyiniz.
Her zaman;fikri hür,vicdanı hür, gerçekçi ve gerçeklere açık olunuz. Körü körüne
bir şeye veya kişiye bağlanmayınız,aklınızı çalıştırınız.Yani kula, kul
olmayınız;Abdullah olunuz.Çocuk ile çocuk,büyük ile büyük olunuz.
Doğruyu,alınız;yanlışı ve batılı atınız.İfrat ve tefritten sakınınız. Mesela;
dinsizlik ve dini taassup gibi. Dini taassup;Kuran-ı Kerimin ve dinin; cahil
kişilerce yanlış bilinmesi ve bu nedenle,insanların; dinden soğuması ve dine
düşman olması demektir.Dinsizlik ise; dindarlara ve dine; hak ve hakikatlere,
düşman olmak demektir.
Mesela;matbaa’ya günah demenin ne akıl ile nede din ile bir alakası olamaz. Din;müsbet
ilme, bilimselliğe,bilime ve teknolojiye değil;aklını çalıştırmayan akılsızlara
karşıdır.
Dinsizlik ve ifsat komitelerinin başını çeken deccal;öyle münafık birisidir ki;
mensup olduğu milletin manevi değerlerine zahiren saygılı gözükecek.Dini
taassubu,batıl ve hurafeleri; sanki din imiş gibi gösterip;cerbeze ve sihir ile
insanları dine düşman edecek ve kurnazca dini ve siyaseti kullanıp, insanları;
dinsizlik bataklığına atacaktır.
Hem Kuran-ı Kerim”deki sağ, sol ayrımı ile; siyasi partilerdeki sağ,sol ayırımı
aynı değildir. Size göre sol olan,sağ;sağ olan da sol olabilir.Hem hain Deccalin;
sağı, solu da belli değildir. Sağ gösterip sol;sol gösterip sağ vurabilir.Hem o
hain; hem sağın hem de solun düşmanıdır.
Hem şeytanın has bir müridi ve maşası ve kuklası ve aleti ve maskarası ve neferi
ve yardımcısı olan deccal; kendisinden başka rakip kabul etmeyen bir hain, bir
münafık ve yalancıdır.Hem eli de deliktir;yani çok müsriftir.
Her asırda ve her millet de;mehdi ve deccal misal kişiler çıkar.Bütün insanlar
ve milletler imtihana tabidir ve tarih tekerrür eder.Hem adları lazım değildir.
Hem; imtihan sırrını bozmamak gerektir.
Kurduğunuz beynelminel gizli,yasa dışı veya zahiren yasal ve masum gözüken hain
örgütleriniz ile; Dünyayı soyup, ülkeleri ve devletleri parçalayıp, insanları
köleleştirip, milli servetleri ülke dışına kaçırıp, zenginlik ve refah ve
emniyet içinde yüzdüğünüzü ve dünyayı kendinizin yönettiğinizi mi zannediyorsun!
Her akıl ve güç sahibinin üstünde de bir akıl ve güç vardır.O güç bir gün
mutlaka hepinizi yerin dibine geçirecektir.Hem bir gün elbet öleceksiniz. Hem
bundan da asla kuşkunuz olmasın.
Hem mehdi; Kuran-ı Kerim”in has bir talebesidir. Hem o”nun mürşidi;Kuran-ı
Kerim”dir.Hem o; bulunduğu zamanın;en garibi ve en zekisidir. Hem o”nu Allah
korusa gerektir.Hem onu; herkez mehdi olduğunu bilmese gerektir.
Hem o hain ve zalim ve münafık deccali; ancak Hz.İsa peygamber öldürebilir.
Hem Hz.İsa peygamber ölmüş ve öldürülmüşte değildir.Hem annesi Hz.Meryem; saf ve
tertemiz bir şekilde ve hiçbir erkek ile ilişki kurmadan; Allah”ın bir mucizesi
olarak;Hz.İsa peygamberi doğurmuş. Hem daha kundakda iken; konuşmaya başl***ştır.
Hem;Hz.Adem bab***z da,babasız yaratılmıştır.
Sakın yanlış anlama;Hz.İsa peygamber yeni; bir din ve kitap ile gelmiyecek,
önceki peygamber ve orijinal kitapları teyid ve tasdik etmek için gelecektir.
Hem herkes Hz.İsa peygamberi tanımıyacak.Yani imtihan sırrı hiçbirzaman
bozulmayacak, hayat ve imtihan devam edecek. İlahlık taslayanlar ise herzaman
olduğu gibi yerin dibine geçirilecektir.
Dinsiz bir millet yaşayamaz.Sadece manevi veya sadece maddi kanat ile de
uçamazsınız. Hem maddi,hem de manevi kanat ile ve birbirleriyle orantılı ve
ahenkli olmak şartıyla uçabilirsiniz.
Malın; kırkta bir zekatı olduğu gibi, ilmin ve kuvvetinde bir zekatı
vardır.Bilen ile bilmeyen bir değildir.İlim mümin”in yitiğidir, nerede olursa
alır.İlim Çin”de de olsa alınız. Hayatta, en hakiki mürşid ilimdir. Faydalı tüm
ilimlerden istifade ediniz, ettiriniz. Beşikten mezara kadar faydalı ilim
öğreniniz.
Okuyunuz,okutunuz.Ne demiş Yunus Emre,’İlim ilim bilmektir, ilim kendin
bilmektir, sen kendini bilmez isen ilim nice okumaktır.’
*Soru:Dünyadaki;hadsiz kötülüklere, günahlara, cinayetlere,Allah; niçin Mani
olmuyor, zalimleri niçin hemen cezalandırmıyor?Biz uyuyan Allah istemeyiz!
Cevap:Şu an imtihan vakti olduğundan; imtihanın huzur ve sukununu bozmuyor,
yalnız huzuru bozanları ve kopya çekenleri tespit edip sessizce dışarı
çıkarıyor. İmtihanın, ahengini bozmamak ve talebeleri korkutmamak ve imtihanı
amacına ulaştırmak ve sonsuz şefkatinden dolayı ve bir aile reisi gibi,cezayı
bazen hikmeti gereği erteliyor ve mahlukatına son nefesine kadar süre
veriyor.Ola ki yanlış yoldan döneler,ola ki hidayete ereler.
Hem,eğer her haksızlıkta Allah size bir tokat vursa idi o zaman herkes korkudan,
zoraki iyi olur ve hayat yaşanmaz bir hal alır, idi.Hem Habibi olan ve Hz.Muhammed”e
indirilen ve Allah”ın kitabı olan Kuran-ı Kerim ile bizlere her zaman
seslenmektedir.
Sem olan Allah,her şeyi duymakta. Basir olan Allah,her şeyi görmekte. Habir olan
Allah ise her şeyden haberdardır.Her şey melekler tarafından kayıt altına
alınmakta ve ahiretde bir mahkeme-i kübrada, delil olarak saklanmaktadır. Hem
Allah”ın haddi aşanları yerin dibine geçirmediğini nerden biliyorsun, yoksa
yerkürenin altında ateş tabakasımı var !Hem;Allah”ın uyuduğunu nerden
çıkarıyorsun!Yoksa çok uyuyan ve uyutulan ve vazifesini yapmayan ve Allah”ı
dinlemeyen ve her haltı işleyen ve her türlü zulüm yapan sen misin! Yoksa
Allah”tan bile daha çok; saygı gösterdiğin ve korktuğun; bir şeyin, seni
ahirette kurtaracağını mı zannediyorsun!Hem cennet ucuz değildir. Hem cehennem
dahi lüzumsuz değildir.Fakat; Allah”ın sonsuz ve daimi Rahmetinden ve
şefkatinden de umut kesmemek gerektir.
Hem imtihan olmasa idi; Elmas ruhlu peygamberler ile kömür ruhlu şeddatlar,
nemrutlar, fravunlar nasıl ayırt edilecekti?Şayet öğretmen soruları bazı
talebelere iltimas yapıp önceden dağıtsa veya kopyayı serbest bıraksa idi;hem
imtihanın sırrı bozulacak,hem hayatın ve imtihanın zevki kalmayacak, hem de
çalışkan talebeye ve çalışana haksızlık ve Adaletsizlik olacak ve hem de terakki
ve yarış olmayacak, hem medeniyet ve insanlık yerinde sayacak, hem de öğretmene
haklı bir itiraz yapılacak idi.
Allah”ın”içki içmeyiniz,kumar oynamayınız,fuhuştan,fal oklarından, sihirden uzak
durunuz, faiz almayınız,haksız yere bir cana kıymayınız, kötülüklere mani
olunuz, Allah”a; ortak koşmayınız vb.”emir ve yasaklarına uymayan sen,
savaşlarla dünyayı yakıp yıkan sen,haksızlıklara ses çıkarmayan ve görevini
yapmayan ve görevini kötüye kullanan sen; doğruyu söyleyenleri kovan ve
cezalandıran sen; sonrada sorumluluktan ve cezadan kurtulmak için suçu kadere ve
Allah”a yıkmak isteyen,sen!
Hem tabiat,tabiat kanunu, tabiat ana, dediğiniz aslında Allah”ın; kanunu, düzeni
ve bir mücessem kitabıdır.Hem insan bu kainatın küçük bir örneğidir. Hem tabiat
anayı iyi korumak ve tabiat kitabını da iyi okumak gerektir. Hem;tabiat kitabını
okuyan ve sırlarını açığa çıkaran; medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen
yükselmesi için çalışan, keşifler yapan; öğretim ve araştırma görevlilerine,din
alimlerine, öğretmenlere, mühendislere, doktorlara, bilginlere,
bilgelere,özellikle mucidlere vs.saygı göstermelidir.
Evet;dinde zorlama yoktur, teklif vardır.Allah’a hiç kimse iman etmese veya
kanunları ve düzeni alaya alınsa veya uygulanmasa veya gece gündüz yarattığı tüm
varlıklar; Allah’a küfür ve isyan etseler yinede;hiçbir şey ve hiçbir kimse
Allah”a zerre miktar zarar veremez.Hem;Rezzak olan Allah onların rızklarını da
verir.Ama; imtihan bittikten sonrada çetin bir hesap vardır. Hem Allah çok
Sabırlı,çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Sakın yanlış anlama; herhangi bir devletin;kanunlarını ve düzenini; veya bir
dini veya inancı,kişi veya kurumları tezyif;tahkir ve rencide etmek doğru
değildir. Hem Allah”ın kanunlarını kabul edip etmemek, uygulayıp uygulamamak;
sizin ihtiyarınıza kalmış bir şeydir.Hem beşeri kanun ve sistemlerin zor ile ve
zorbalık ile insanlara kabul ettirmek de olmaz.Hem Allah;zorba ve zalimleri
sevmez.
Sakın yanlış anlama; biz diyoruz ki; madem siz kendi beşeri kanunlarınız ile
yönetiliyor ve kendi kanunlarınızı kendiniz yapıyor;acaba bu kanun ne için ve
kimin için ve niçin çıkardığınızı dahi bilmiyor; Aziz milletinizin Ali ve yüksek
menfeatlerini bile koruy***yor iseniz; Allah”a niçin isyan ediyorsunuz ve suçu
niçin kadere yıkıyorsunuz!Hem;beşeri kanunlarınızı ve düzeninizi beğeniyor
iseniz;Devletinize ve rejiminize niçin karşı geliyorsunuz!
Belki biz diyoruz ki;en kötü bir kanun ve nizam dahi, kanunsuzluktan ve
anarşiden iyidir ve devlet sisteminiz ve rejiminiz ne olursa olsun; haydi;
yetkililer, görevliler, reisler,yiğitler,aydınlar,öncüler,bilgeler,analar,
babalar,nineler, dedeler; bu dünya gemisinde misafir olan herkes;gece gündüz
çalışıp, ülkenizin ve devletinizin ve milletinizin ve kendinizin ve ailenizin ve
insanlığın ve medeniyetin ve mahlukatın;makus talihini; daha iyiye ve daha
güzele tebdil edin diyoruz. Çünkü, Aziz olan insan; her şeyin en iyisine ve en
güzeline ve en mükemmeline layıktır.
Hem biz insanı severiz.Hem insanlar da zaten Allah”ı çok sever.Hem;Allah”ta
insanları çok sever. Hem; Yaratılanı;Yaratan dan dolayı sevmek gerektir.
*Soru:Kıyamet ne zaman kopacak?
Cevap:Kıyamet sen öldüğün vakit kopacak.Eğer bu soru ile; kainatın kıyametini
kastetmiştim diyorsan; elbetteki bir gün onunda kıyameti kopacak.Hem “ben
öldükten sonra isterse Tufan olsun bana ne” diyen sen değilmisin. Hem kendi
ecelin ile birlikte kıyametin vakt-i zamanını bilmek; hayatı sana zehir eder.
Ecelin gizli kalmasının bir hikmeti de bu olsa gerektir.
Farzedelim ki; 120 sene sonra; şu kainatında kıyameti kopacak. Şu anda yaşlı
düny***zda misafir olan altı milyar kusur insanın; ekseriyeti o vakit
kabirlerinde olacaklardır.Kıyamete yetişenler bizzat,daha önce vefat etmiş
ruhlar ise; kabirlerinden o dehşetli anı herkez bir manada göreceklerdir.
*Soru:Hayat kaç tabakadır?
Cevab:Hayat; beş tabakadır.Birinci tabaka;şu anda yaşayan insanlara aittir.
İkinci tabakada; Hz.Hızır ve Hz.İlyas peygamber.Ücüncü tabakada, Hz.İdris ve Hz.İsa
paygamber.Dördüncü tabakada, şehitler. Beşinci tabakada ise vefat etmişler
vardır.
Hem Hz.İdris peygamber;cennettedir ve vefat etmişde değildir.Hem Hz.İsa
peygamber ölmüş veya öldürülmüşte değildir.Hem Hz.Hızır hayattadır;içimizde
dolaşmaktadır. Hem şehidler; öldüklerini bilmezler ve güzel bir hayatları
vardır.
*Soru:Acaba; cennetlik miyim; yoksa cehennemlik miyim?
Cevap:İnsanlar korku ile ümit arasında olmalı. Acaba cennetlik miyim, yoksa
cehennemlik miyim sorusunu merak etmek yerine, en kötü ihtimali göz önüne
alarak, tedbirimizi almak; daha akıllıca bir iş olsa gerektir. Son nefese kadar,
kimin ne olacağı, (mesela;şeytan hariç bizce mechuldur.Ölünce değil,şimdiden ve
daima ” Aman ya Rabbi” demeliyiz.
Anneniz ve babanız sizi sırtından indirip haydi hayata ve çalışmaya ve üretmeye
dediklerin de; onlara düşman olmayınız ve yaşlandıklarında onlara “of” bile
demeyiniz. Kartal; yavrusunu kayalıklardan; öldürmek için değil uçmayı öğrensin
diye bırakır. Hiçbir ebeveyn, yani anne ve baba; çocuğunu ateşe atmaz.Ancak, o
hayırsız evlat ;anne veya babasını,kasten öldürerek;cehennemi Hak eder.
Halbuki;anne ve babası; daha küçücükken kendisini şefkatle büyütmüş, her şeyden
esirgemiş idi. İşte;Bismillahirrahmanirrahim”in bir manasıda budur.
Çocuklarınıza güzel isimler koyunuz. Onları güzel bir şekilde terbiye ediniz ve
yaşadığınız zamana göre güzelce yetiştiriniz.Evlenme çağına geldiğinde ise
evlendiriniz. Ne ekerseniz;onu biçersiniz.Herkes ancak; çalıştığının karşılığını
alacaktır.Çalışınız, üretiniz,yiyiniz,yediriniz,kalp kırmayınız,veren el olunuz,
israftan kaçınınız.
Çocuklarınızı ve rahimlerdeki ceninleri de rızk endişesi ile öldürmeyiniz.
Yoksa;ahired de o masum çocuklar, sizden ve iştirakçilerinizden;davacı
olacaklardır.
Ey masumlar,biçareler, mahsunlar,garipler,fakirler ve hakkı gasp edilenler:
sakın zalim zenginliği ve izzetiyle;masum ise fakirliği ve zilletiyle bu
dünyadan göçüp gitti diye üzülmeyiniz ve isyan etmeyiniz. Sizlerin hakkınız zayi
edilmeyecek,bir mahkeme-i kübrada, eninde sonunda Müntakim ve Kahhar ve Adil
olan Allah; sizin hakkınızı zalimden alıp size geri verecektir.
Ahired de;mal, mülk, para, iltimas, kariyer, rütbe, unvan, soy, sop vb.geçmediği
için; ya zalimin sevapları size verilecek veya sizin günahlarınız zalime
yüklenecektir.
Cennette huzur ve güven ve zenginlik içinde; bir daha ölmemek üzere,ebedi
yaşayacak; her istediğinizi yapacak,her dilediğiniz melekler tarafından yerine
getirilecek; dünyadaki fakirliğinizin, çaresizliğinizin ve acizliğinizin intik***nı;fazlasıyla
doya doya çıkaracaksınız.
*Soru: Ruh nedir,nefis nedir?Ben;neyim?Ölümün hakikatı nedir?
Cevap:İnsan;ruh ve bedenin,madde ve m*****n arkadaşlığı. Şoförü olan bir
araba,kaptanı olan bir gemi, efendisi olan bir saray misalidir.
Ruh insanın aslıdır,kendisidir. Mahiyeti; can”ı,nefsi olan; göz,kulak, kalb,sır,
akıl, irade,sorumluluk sahibi, ölümsüz; bir kanundur. Mesela; Yerçekimi kanunu
gibi.Ama yerçekimi kanununun yukarda belirtilen vasıfları yoktur.
Ruh”un; dünyadaki işleri yapabilmesi için; elbisesi,evi,sarayı,bineği
mahiyetinde olan bedene ihtiyacı vardır.Ruh; beden sarayının efendisidir.
Nefs ise bu sarayın bekçisidir,hizmetçisidir.Bedendeki kuvve-i şehvet ve
gadabiyet merkezidir. Mesela;iç alemde;kandaki alyuvarlar vücuda gelen besinleri
alır, akyuvarlar ise zararlı mikropları öldürür.Dış alemde ise insanın
eli,ağzı,midesi besinleri alır;eli,kolu, bacağı,kafası kendisine saldıran
düşmanı def eder.
Aynen bu misallerde de görüleceği üzere sarayın bekçisi olan nefsin vazifesi;
bedeni korumak ve bedenin levazımatını tedarik etmek ve efendisi olan Ruh”a
hizmet etmektir.
Bedene helal rızk vermek gerektir.Mesela;arabanız benzinli ise mazot alırsanız
yolda kalır motoru bozarsınız,şayet jet benzini alırsanız da sizi uçurur ve
kazaya sebep olabilirsiniz.Helal rızk keyfe kafidir.Arabanın fabrikasyon
ayarlarını, yani Allah”ın yarattığı; bedenin sıhhatini ve ruhun saflığını
bozmamak elzem ve gereklidir.
Mesela;Vücuda;İçki ve uyuşturucu madde almamak gerektir.Bu hem aklı iptal eder,
hem de sizi sorumluluktan kurtarmaz ve hem de işlediğiniz suçtan dolayı da aynı
cezayı alırsınız ve indirim sebebi olmadığı gibi, verdiğiniz maddi ve manevi
zararlarda sizden tazmin edilir.
Nefsi; kullanmak,korumak,dizginlemek, terbiye etmek gerektir.Yoksa bineğiniz
olan nefsi öldürmek hem akıl karı değildir.Hemde intihar demek olur ki,
kesinlikle yasaktır.Nefsin dizginleri,daima ruhun elinde olmalı,gerektiğinde
çekmeli, gerektiğinde gevşetmeli,ama hiçbir zaman dizgini bırakmamalıdır.
Bedenimizin hücreleri her altı ayda bir yenilenmekte.Yani her altı ayda bir;
ruh; elbisesini değiştirmekte yeni bir cehreye bürünmektedir.Bunu yeni doğmuş
çocuklarda veya muhtelif yaşlardaki resimlerinizi karşılaştırarak;ibret ile
izleyebilirsiniz.Ama siz değişmezsiniz.
Akıl ise; Ruh”un müsteşarı yani akıl hocası,yol gösteren bir deniz feneridir.
Ruh”a yol gösteren bir Nur”dur.Kuran-ı Kerim ise, manevi bir güneş,bir mürşid,
bitmez ve tükenmez bir bilgi hazinesidir.
Ruh ise; beden gemisinin kaptanıdır.Mesela bir ülke düşünelim.Ruh o ülkenin
reis-i cumhuru, akıl veziri ,nefs ise kuvve-i gadabiye olan ordusu ve kuvve-i
şeheviyesi olan hazinesidir. Bir ülke; hazinesi dolu,ordusu güçlü ve
yöneticileri akıllı ise; ilelebed payidar kalabilir.Bir insan da ne kadar
zeki,güçlü ve zengin ise hem hayatını güzel bir biçimde idame ettirebilir hem
başkalarına yardım edebilir,hemde başkalarına bar ve yük olmaz.
Ruh; katiyyen Baki”dir,yani ölümsüzdür.Fakat bu Baki”lik bizatihi değil;Allah,
öyle takdir ettiği ve istediği içindir.
Ey insanlar ve cinler; baki bir aleme gideceksiniz, o halde hazırlıklı olun.
Ölüm, ruhun bedenden ayrılması; daha önce vefat etmiş olan sevgili anne ve
babanızın ve çocuklarınızın ve sevgilinizin ve sevdiklerinizin yanına gitmektir.
Mesela ;bir şoför nasıl aracından inince araba hiçbir işe yaramaz ise,ruh”ta
beden aracından inince, beden hiçbir işe yaramaz.Kabre konan bedendir.
Sen ise; ruh”sun.Sen bu beden sarayının Aziz bir Sultanı,bu kainat sarayının;
nazenin, nazlı,güzel bir gülüsün.
Mesela;rüyanızda o korkuyu veya o sevinci hisseden,kalp gözünüz ile çok şeyleri
gören sizsiniz. Şayet siz beden; olsa idiniz gözleriniz uykuda kapalı hiçbir şey
görememeniz ve yeriniz sabit olduğundan, hiçbir şey yapamamanız ve hiçbir yere
gidememeniz gerekirdi.
Ruh bedenden ayrılınca; berzah alemine gitmektedir. Ölüm yokluk ve hiçlik
değildir.Kim yok olmak ister ki,Ezeli ve Ebedi, bir ve tek olan Allah”ın sevgili
mahlukatı da ebedi olmalıdır. Fakat mahlukatın ebediliği bizatihi değil,
Allah”ın dilemesiyledir.
Ey Aziz insan;bir peygamber soyundan geldiğini hiçbir zaman unutma.
Ey insanlar ve cinler; ebedi yaşamak, güzeller güzeli, kusursuz ve tek ve çok
şefkatli ve af edici ve çok merhametli olan Allah’ı görmek istemezmisiniz!
Ey sevgili ruh,bunun için Allah’a; şükretmeli, iman ve tövbe etmeli,Hak sahibine
hakkını vererek;Baki ve ebedi ve güzel bir cennete girmek istemezmisiniz!
HULASA :
Allah; birdir, herşey O”na muhtaçtır. Ne bir başkası Allah’ı yaratmıştır. Ne de
Allah’ın bir çocuğu vardır.Allah’ın; eşi, benzeri,misli,rakibi ve ortağı yoktur.
Hz.Muhammed; Allah”ın; Habibi,ins ve cinnin son peygamberi; Kuran-ı Kerim ise;
Allah”ın; Hak bir kitabı; yanılmaz ve yanıltmaz; şaşmaz ve şaşırtmaz; kanmaz ve
kandırmaz; bir mürşidi;sönmez ve söndürülemez bir Nur”udur.
Gönderen:Faruk Nur-Ankara
YÜCE ALLAH'INKUR'AN'DA GEÇEN ÎSÎMLERÎ
Yüce Allah Kur'an-i Kerîm kitabındabuyuruyor:
"Allah o (Allah) dır ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. Engüzel isimler O'nundur" (Taha,8)
Ebû Hüreyre (r.a) den nakil: Resûlüllah(s.a.v) buyurdular ki:
"Şüphesiz ki, Allahü Teâlâ'ya mahsus isimler vardır.Her kim, bu (güzel) isimleri ihsâ eder (sayar, ezberler ve dilinin tesbihihaline getirirse) Cennete girer." (Tirmizi, ibn Hibban veHakim)
Allah'ımızın bu mübarek isimlerine "ihsâ isimleri" denir. Buisimleri hem ezberlemek, hem mânâlarını öğrenmek, hem saymak ve dilin teşbihihaline getirmek gerekir. Bu doksan dokuz isim dillerin virdi olunca, dillertatlanacak, gönül kapıları açılacak ve kalplere marifet nurları akacaktır. Birmübarek ayette Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurmaktadır.
"Habibim! De ki:"İster Allah diye dua edin, ister Rahman deyin, hangisini deseniz, en güzelisimler hep O'nundur.)"
Esmail Husna
1-"Hüvallahü'l-lezi La ilaheilla hu""Allah"
O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek birAllah'tır.
2-"Er-Rahman":Esirgeyici,bütün mahlukatına rahmetiyle muameleeden(dünyada)
3-"El-Melik":Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlıolan.
4-"Er-Rahim":Bağışlayıcı,sevdiklerine ve müminlere merhameteden(ahirette)
5-"El-Kuddüs":Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeholan.
6-"El-Selam":Her çeşit afet ve kaderlerden eminolan.
7-"El-Mü'min":Kullarına emniyet veren.Kendinin ve peygamberlerinindogrulugunu
ortaya koyan,kullarına yaptıgı vadindesadık.
8-"El-Müheymin":Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden,herşeyi gözetip koruyan.
9-"El-Aziz":İzzet sahibi,maglup edilmesi imkansızolan,her şeye galip olan.
10-"El-Cabbar":Azamet ve kudretsahibi,istediğini mutlak yapan,dilediğine muktedirolan.
11-"El-Mütekebbir":Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisedebüyüklüğünü gösteren.
12-"El-Halik":Her şeyin varlığını ve gecireceğihalleri takdir eden,yaratan,yoktan vareden
büyüklükte eşiolmayan.
13-"El-Bari":Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygunyaratan.
14-"El-Muvassir":Tasvir eden ,her şeye bir şekil ve hususiyetveren.
15-"El-Gaffar":Kullarının günahını örten,magfireti çok,günahlarıbağışlayıcı.
16-"El-Kahhar":Her şeye,her istediğini yapacak surette,galipve hakim.
17-"El-Vahhab":Çok fazla ihsan eden,çeşit çeşit nimetleri daimabağışlayan.
18-"El-Rezzak":Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacınıkarşılayan.
19-"El-Fettah":Her türlü müşkülleri açan vekolaylaştıran,darlıktan kurtaran.
20-"El-Alim":Her şeyi en ince noktasınakadar bilen,ilmi ebedi ve ezeli olan.
21-"El-Kabıt":Dilediğine darlıkveren,sıkan,daraltan.
22-"El-Basit":Dilediğine bollukveren,açan,genişleten.
23-"El-Hafıd":Yukarıdan aşağıyaindiren,alçaltan,dereceleri düşüren.
24-"El-Rafi":Yukarıkaldıran,yükselten,dereceleri yükselten.
25-"El-Muiz":İzzet veren,azizkılan.
26-"El-Müzil":Zillete düşüren,hor ve hakireden.
27-"El-Semi":Her şeyi işiten,kullarının niyazını kabuleden.
28-"El-Basir":Her şeyi gören.
29-"El-Hakem":Hikmet sahibiolan,yaptığı her işte hikmeti gözeten,hükmeden.
30-"El-Adl":Son dereceadaletli olan.
31-"El-Latif":En ince işlerin bütün inceliklerinibilen,lütuf ve ihsan sahibi olan.
32-"El-Habir":Her şeyi içyüzünden,gizli tarafından haberdar olan.
33-"El-Halim":Yumuşakdevranan,hilmi çok olan.
34-"El-Azim":Pek azametliolan,yüce.
35-"El-Gafur":Çok bagışlayan,magfiretiçok.
36-"El-Şekur":Kendini rızası için yapılan amelleri daha ziyadesi ilekarşilayan.
37-"El-Aliyy":Çok yüce.
38-"El-Kebir":Pekbüyük.
39-"El-Hafız":Yapılan işleri bütün tavsilatıyla hıfzeden,her şeyiafad ve beladan koruyan.
40-"El-Mukit":Bilen,tayin eden.Her yaradılmışınrızkını veren.
41-"El-Hasib":Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütünteferruatıyla hesabını iyi bilen.
Mahlukatına kafiolan.
42-"El-Celil":Azamet sahibi olan,ululuk sahibiolan.
43-"El-Kerim":Çok ikram ediçi,kerimiolan.
44-"El-Rakib".Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altındabulunan.
45-"El-Mucid".Kendine yalvaranların isteklerini veren,dualarıkabul eden.
46-"El-Vasi":Lütfu bololan.
47-"El-Hakim":Emirleri,kelamı ve bütün işleri hikmetli,hikmetsahibi olan.
48-"El-Vehud":İyi kullarını seven,rızasına indiren vesevilmeye layık olan.
49-"El-Mecid".Şanı,şerefi çok üstünolan.
50-"El-Bais".Ölüleri dirilten ,kabirlerdençıkaran.
51-"El-Şehid".Her zaman ve her yerde hazır ve nazırolan.
52-"El-Hakk":Vacib'ul vücut olan,varlıgı hiç degişmedenduran.
53-"El-Vekil":Tevekkül sahiplerinin işini düzeltip onlardan dahaiyi temin eden.
54-"El-Kaviyy":Pek kuvvetli.
55-"El-Metin":Pekgüclü.
56-"El-Veliyy":Seckin kullarının dostu.
57-"El-Hamid":Ancakkendine hamd edilen,bütün varlığın diliyleövülen.
58-"El-Muhsin":Namütanahi de olsa,bir bir herşeyin sayısınıbilen.
59-"El-Mubdi":Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak baştanyaratan.
60-"El-Muid":Yaradılmışları yok ettikten sonra tekraryaratan.
61-"El-Muhyi":İhya eden,dirilten,can bağışlayan,saglıkveren.
62-"El-Mümit":Canlı,bir mahlukatın ölümünüyaratan,öldüren.
63-"El-Hayy":Diri,tam ve mükemmel manasıyla hayatsahibi.
64-"El-Kayyum":Yarattıklarının işini çeviren her işlenenibilen,evveli olmayan.
65-"El-Vacid".istediğini,istediği vakitbulan.
66-"El-Macid".Kadri ve şanı büyük,kerem ve müsemahasıbol.
67-"El-Vahid":Tek.Zatında,sıfatlarında,isimlerinde,efailinde ortağıve benzeri olmayan.
68-"El-Samed":Her şey O na muhtac,fakat O hiç birşeyemuhtac degil.
69-"El-Kadir":istediğini,istediği gibi yaratmaya muktedirolan.
70-"El-Mukdedir":kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibitasarruf eden.
71-"El-Mukaddim":İstediğini öne getiren,önealan.
72-"El-Muahhir".İstediğini geri koyan,arkayabırakan.
73-"El-Evvel":Her şeyden önce var olan.
74-"El-Ahir":Herşey helek olduktan sonra geri kalan.
75-"El-Zahir":Varlığı sayısızdelillerle açık olan.
76-"El-Batın":Akılların idrak edemeyecegi yüceazabı gizli olan.
77-"El-Vali":Bu muazzam kainatı ve bütün hadisatı tekbaşina idare eden.
78-"El-Müteali":Aklın mümkün gördüğü her şeyden,herhalden pek yüce olan.
79-"El-Berr":Kullarına iyilik ve ihsanı,nimetleribol olan.
80-"El-Tevvab":Tevbeleri kabul edip günahlarıbağışlayan.
81-"El-Muntekım".Günahkarlara,adaletiyle,müstahak olduklarıcezayı veren.
82-"El-Afüvv".Affeden,magfireteden.
83-"El-Rauf":Merhamet edici.pekşefkatli.
84-"Malik'ül-Mülk":Mülkün ebedi ezelisahibi.
85-"Zülcelali ve'l-İkram":Hem azamet sahibi,hem fazlu keremsahibi.
86-"El-Muksit":Hükmünde ve ef alinde adaletliolan.
87-"El-Cami":İstediğini istedigi zaman istediği yerdetoplayan.
88-"El-Ganiyy":Çok zengin,hiç birşeye muhtacolmayan.
89-"El-Mugni":Diledigine zenginlik veren müstagnikılan.
90-"El-Mani":Bazı şeylerin meydana gelmesine müsadeetmeyen,engelleyen.
91-"El-Darr":Elem ve zarar verecek şeyleriyaratan,hüsrana ugratan.
92-"El-Nafi":Hayır ve menfaat verecek şeyleriyaratan,faydalandıran.
93-"El-Nur":Alemleri nurlandıran,diledigine nureden,nur olan.
94-"El-Hadi":Hidayete kavuşturan,kulunu hayırla muvaffakkılan.
95-"El-Bedi":Örneksiz,misalsiz,acaip ve hayret verici alemleryaratan.
96-"El-Baki":Varlıgının sonu bulunmayan,ebediolan.
97-"El-Varis":Varlığı devam eden,servetlerin hakikisahibi.
98-"El-Raşit":Bütün alemleri dosdogru bir nizam ve hikmetleakıbetine ulaştıran.
99-"Es-Sabur":Çok sabırlı olan, isyankarlardan aceleintikam almayan.